Ana içeriğe atla

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Orijinal adı : All Quiet on the Western Front (1929)

***Spoiler içerir***

Erich Maria Remarque'ın 1929 yılında yayımlanan kitabı 1.Dünya Savaşı'na katılan bir Alman askerinin gözünden anlatılıyor. Savaşın anlamsızlığı ve onu yakından yaşayanlar için yıkıcı etkisi çok başarılı bir şekilde aktarılıyor.

19 yaşlarındaki Paul, bir grup okul arkadaşıyla beraber gönüllü olarak savaşa katılır. Gerçeklerle ilk buluşması cephe gerisinde 'eğitim' aşamasında olur. Himmelstoss, Paul ve arkadaşları için bu aşamayı elinden geldiğince zorlaştırır. Öyle ki, her biri kişisel olarak üstlerinden nefret eder hale gelirler. Ancak, sonraları anlaşılacaktır ki Himmelstoss aslında onlara düşman rolünü oynamakta ve bu arkadaş grubuna minyatür bir cephe sunmaktadır. Arkadaşlar bu zorluğu birlikte yaşarken birbirlerine bağlı ve bağımlı olmayı öğrenirler.

Gerçekten de cepheye gittiklerinde birbirleri ve başlarındaki Katczinsky dışında yapayalnızdırlar ve cephe öncesi eğitimin meyvesini alırlar. Ekibin lideri Kat, tehlike anında ne yapmaları gerektiğinden yiyecek bulmadaki hünerine kadar hem bir anne, hem bir baba figürü olarak ekibi yönlendirir ve defalarca kurtarır. Paul ve arkadaşları ise, bir yandan tecrübe kazanırken öte yandan giderek hissizleşen ve başlarına geleni ciddiye almayan bir tavır takınırlar. Artık tek önemli olan hayatta kalmaktır ve ölenler için üzülmek doğalsa bile, hayata tutunmaya engel olan diğer her şey gibi fazla üstünde durulmamalıdır. Bunu Müller'in Kemmerich'in ölümü esnasında botlarına göz koymasında da görebiliyoruz. Hayatta kalmak için başa çıkılamayacak şeyler yok sayılıyor veya etkisi azaltılıyor, sanırım bir nevi savunma mekanizması.

Bir kere cepheye gittikten sonra ise artık geri dönüş yoktur. Çünkü geride bıraktıkları sivil hayat adeta zaman kırılmışçasına yok olmuştur. Sivildeki Paul, yaşantısı alışkanlıkları korkularıyla birlikte ölmüştür. Bunu yazar Paul'un izin günlerinde net bir şekilde hissettiriyor. Paul artık sivil hayata aidiyet hissedememekle birlikte, asıl yerinin cephe ve silah arkadaşlarının yanı olduğunu asıl babasının ise Kat olduğunu hissetmeye başlıyor.

Kitabın gerçekçiliğinden çok fazla bahsetmeye gerek olduğunu sanmıyorum. Kitapta yer alanların çoğunluğunun gerçek hayattan alıntı olduğunu düşünüyorum. Örneğin karınüstü yaralı bir askerin cephede asla bulunamaması. Paul ve Kat günlerce aramalarına karşın bu askeri bulamadılar ve inlemelerin kesilmesinden artık öldüğünü anladılar.

Paul'un cephedeki son dönemlerinde yanlışlıkla karşı cepheye geçmesi ve oradaki bir çukurda bir düşman askerini öldürmesi tüm geçmişini sorgulamasına yol açar. Askerin kimliğinden dizgici olduğunu öğrenir ve ailesinin resimlerini görerek gerçeklerle iyice yüzyüze gelerek derinden sarsılır.
Bir yandan da, bu düşman askerinin durumunun tıpkı kendisi gibi olduğunu hisseder. Gönüllü veya zorla cepheye gönderilmiş ama kendisi gibi etten kemikten bir insandır. Artık kendini masum hissetmemektedir. Yaşadığı şoku kendisine saklamak istese de, bununla yaşayamaz duruma gelir ve arkadaşlarının tesellisi ile atlatır.

Kitapta başka önemli olaylar olsa da, sonlarda Kat'la ilgili bölüm diğerlerinden sıyrılıyor.

Kat'ın önce yaralanması, sonra Paul'un sırtında tedaviye giderken kafasına aldığı bir kurşunla ölmesi Paul'un yaşamla ilgili bağını tamamıyla kopartır. Arkadaşlarının çoğunu öncesinde kaybetmiş olan Paul, bu son ama en büyük darbe ile tum umutlarını yitirir. Artık yaşamak önemini kaybettiği için hayatta kalmak için başlardaki kadar çaba göstermekle ilgilenmez.

Ve 1918 Ekim'inde Paul cephede vurularak ölür. O günkü ordu bildirisi ise şöyle der :

"Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok"


Kitap, savaşı yaşamış biri tarafından yazıldığı için savaşı, cephe öncesi ve sonrası ile etkileriyle birlikte başarılı bir şekilde yansıtıyor. Okurken, savaşa katılmadıkça veya onu bizzat tecrübe eden birinden dinlemedikçe savaşın etkilerini anlamanın olanaksız olduğunu, olağanüstü koşulların insanları nasıl birbirine yaklaştırdığını farkediyorsunuz.

Bu kitabın yanı sıra, yine savaşla ilgili Tim O'Brien'ın Taşıdıkları Şeyler kitabını öneririm.


En gerekli olan şeylerden başka her şey sıkıntılı bir uyku içindedir. İlkelliğimizin ve sağ kalışımızın sırrı budur. Daha az sıradan, daha incelikli bir hayat sürseydik şimdiye kadar dek çoktan delirmiş, kaçmış ya da ölmüş olurduk. Bir kutup yolculuğunda nasıl her düşünce, her duygu ve davranış ancak ve ancak hayatın devamı için harcanır ve bu nokta üzerinde odaklanırsa, biz de öyleyiz. Başka her şeyi bırakmışız. Gereksiz yere güç harcamayı istemiyoruz.

Yorumlar